Alemdağ’da Var Bir Yılan Özeti

thumbnail

Arka Kapak Bilgisi

“İşte karşı karşıyasın. Haydi bakalım. Söyle söyleyeceğini. De diyeceğini. Dinler de. Tatlı tatlı dinler de. Sevgiden söz aç. Ne çıkar; o seni anlarsa değil, sen onu anlarsan bir şeyler olacak.

(…)

Birdenbire bulunduğumuz odanın kapısı açılıverdi. İçeriye rüzgâr girdi. Soğukla beraber yapraklarını dökmüş bir ağaç girdi. Ağacın arkasından duman, dumanın arkasından bir kuş, kuşun arkasından bir bulut girdi.”
“Yılan Uykusu” adlı öyküden.

Alemdağ’da Var Bir Yılan Özeti

Türk Edebiyatı‘nda yer etmiş isimlerden biri olan Sait Faik‘in on yedi öyküden oluşan Alemdağ‘da Var Bir Yılan eseri gerçekçi ve gözlemci bir dille yazılmış. Günlük hayatın sadeliğini bizi anlatan bu eserde en önemli hikaye Alemdağ‘da Var Bir Yılan olmuştur. Öyle ki bu hikaye esere ismini de vermiştir. Ben içlerinden bazılarını seçtim. Hikayelerin konuları ise şöyle;

Alemdağ’da Var Bir Yılan

Bir tiyatro çıkışında çok sevdiği arkadaşı Panco‘yu görmüştü. O çok sevdiği arkadaşı başkalarıyla sinemaya doğru gidiyorlardı. Üstelik Panco da onu görmüş fakat hiç tanıyor gibi görünmemişti. Her gördüğü yerde konuşmak ister, onunla vakit geçirip dertleşmek isterdi. Panco ise aksine ilgiden sıkılır, bunalırdı. Onlar sinemaya girerken takip etti ve o da filme bir bilet aldı. Panco çıkana kadarda bekledi. Çıktılar, kahveye girdiler, o da kahveye girdi. Neden saklandığını anlamayınca istenmediğini fark etti. Böylece yağmurlu bir İstanbul gününde Alemdağ’a çıkmaya karar verdi.

Burada bir gence rastladı. Telaşlı ve üzgündü. Biraz yarasını deşince gerçekte ortaya çıktı. Genç sevdiği kızla kavga etmiş ve bu kavganın sonu iyi bitmemişti. Çocuk cebinden çıkan ince vidayı kızın kalbine saplamıştı. Bu anlatıları aklına not edip hemen Panco’ya anlatmalıydı. O nedenle susturdu genci hikayeyi kendisi devam ettirmek istiyordu. Böylece Alemdağ’ın yokuşundan inmeye başladı.

Melahat Heykeli

Mahallede çok zengin bir ailenin oğlu vardı. Okulunu bitirdikten sonra mahalleye geri döndü hemen işlerin başına geçti. Fakat geri dönüşüyle hayal kırıklığı yaşadı ve git gide şişmanlamaya hayattan kopmaya başladı. Ruhu yaşlanmaya başlamıştı, hiç gülmüyor, konuşmuyor hatta zor hareket ediyordu. Ailesi çocuk düzelsin diye yapmadıkları şey bırakmadılar. Doktorlar, tedaviler hatta kadınları bile çare olarak umdular. Fakat çocuk biraz iyi olsa da hemen eski haline dönüyordu. İşte bir gün mahallenin tanınmışlarından Melahat çıktı karşısına. İkisinin de kanı birbirine öyle ısındı ki. Çocuk yeniden zayıflamaya, hayatını yaşamaya başladı. Melahat onu iyi etmişti o da Melahat’ı yalnızlığından kurtarmıştı. Neredeyse herkes evlenecekler gözüyle bakıyordu ama çocuğun ailesi oldukça iyi durumda olduklarından beklenen olmadı ve çocuk mahallenin ünlü doktorlarından birinin kızıyla evlendi. Melahat ise hiç beklemediği bir anda öylece ortada kaldı.

Yani Usta

Yani Usta on beş yaşında bir çocuktu İshak onu tanıdığında. Boyacının yanında çıraktı. Fakat yaptığı duvar yağlı boyaları o kadar ünlü oldu ki çıraklıktan sıyrılıverip usta oldu. İşlerde çok iyi gidince Yani Usta oldukça değişti. İshak bir gün Yani Usta’ya rastladığında onunla oturup dertleşmek istedi. Fakat çocuktaki değişim belliydi. Mahalledeki bir çay partisinde bir kızla tanışmışlar ve ailesi de dans etmelerini istemişti Yani’den. Anca Yani öyle şeyler bilmediğini söyleyerek biraz terslemişti kızın annesini. Şimdilik aklını kız kurcalıyor ve evliliği düşünüyordu. Muhabbet koyulaşınca İshak, Yani Usta‘yı çok sevdiğini onu hala on beş yaşında çocuk olarak gördüğünü söyleyince Yani Usta bundan rahatsız oldu. Artık çocuk olarak görülmek istemiyordu. Bunun üzerine onunla tiyatroya gitmek istediğini söyledi. İshak hemen kabul etti ve pazartesi gününe söyleştiler. O gün geldiğinde İshak oldukça bekledi. Birden yanına başkası oturdu. Çocuğun söylediğine göre Yani Usta bileti ona satmıştı. Aslında yapmak istediği artık büyüdüğünü İshak dahil herkese kanıtlamaktı.

Yazan: Ilgın Kocaman

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back To Top