BEN BİR GÜRGEN DALIYIM KİTAP ÖZETİ (HASAN ALİ TOPTAŞ)

thumbnail

Ben Bir Gürgen Dalıyım Özeti

Hasan Ali Toptaş bu öyküsünde insanlığın acımasızlığını bir gürgen ağacının ağzıyla aktarıyor biz okurlara ve “İnsanın karışmadığı her şey masaldır” diyor.

Ege toprağında kök salmış bir gürgen, çevresinde köknarlar, çamlar, ardıçlar, ladinler, kestaneler, meşelerle; kuşlar, böcekler, tavşanlar, tilkiler, kurtlarla; sümbüller, laleler, kayakekikleri, çiğdemler, gelinciklerle ses ve koku cümbüşü eşliğinde mutluluk, harmoni ve huzur içinde büyüyüp gelişmektedir. Kimi zaman bu durum yerini ormana gelen cellat yüzlü adamların arkadaşlarını kesmesiyle yerini acıya ve korkuya bırakır. Çünkü bir gün o da kesilecek, sobalarda, ocaklarda, fırınlarda yanacak ya da mobilyacılıkta kullanılacaktır. Ancak şansı varsa kül olmaktan kurtulup bir eşya kılığında yaşamaya devam edebilir. Bunu sağlamak için dimdik büyümeye karar verir. Bu sayede insanlar onu görünce büyülenecek, ondan dünyanın en güzel eşyası yapmaya karar vereceklerdir. Gürgen; beşik, tahterevalli, tahtadan bir at veya demiryolu traversi olmanın hayaliyle yaşar.

Bir kış günü gürgen, günlerdir süren sisin esaretinden sıyrıldığında yanı başındaki kambur köknarın yokluğunu fark eder. Arkadaşı, cellat yüzlü adamların balta darbeleriyle tek bir çıt bile çıkaramadan kesilmiş ve rüzgârın anlattığına göre bir mahpushane kapısı olmuştur. Bu olay neticesinde gürgen, mahpushane kapısı olacağına bir köy okulunda tuvalet penceresi olmayı diler.

Bahar geldiğinde ormana kaçak ağaç kesmeye gelen iki adam tarafından kesilen gürgen, bir marangozun avlusunda aylarca bekler. Artık tek hayali dışarıyı gören bir pencere olmaktır. Uzun süren bu bekleyiş gürgene, insanlığın acısıyla tanışarak kısa süre de olsa kendi derdini unutma noktasına getirir. Marangozun oğlu Cemal şehit olmuştur. Çocuğunun acısıyla baş edemeyen adam kendini içkiye vurur ve en sonunda yüreği tüm bunları kaldıramadığından bu dünyadan göçüp gider. Geçim sıkıntısına düşen aile marangoz atölyesindeki her şeyi satmaya karar verir. Makinelerin ardından sıra avludaki ağaçlara gelir. Kırmızı bir kamyonla askeri bir atölyeye getirilen gürgen bir savaş malzemesi olacağını düşünerek hüzünlenir. Ancak tahmininde yanılmıştır. Onu bekleyen son bir darağacı olmaktır. Bir şafak vakti gencecik bir insanın ölümüne aracı olmanın utancıyla bir an önceye çürümeye karar verir. Yıllar önce karar vererek uyguladığı taannüt yerini kendini yok etme arzusuna bırakmıştır.

Ben Bir Gürgen Dalıyım, yazarın uyguladığı teşhis ve intak yöntemi sayesinde çocuklara doğa ve çevre bilincini aşılamak, tabiatla empati kurmak bakımından önemli bir kaynak görevi görmektedir. Karikatür ve illüstrasyon alanında ulusal ve uluslararası çeşitli yarışmalardan pek çok ödül kazanan Oğuz Demir’in çizgileri de metne dair yeni yorumlar çıkarabilmek açısından oldukça destekleyicidir.

Türk dilini cinsiyetçi ifadelerden arındırmak bakımından yazarlara çok büyük bir görev düşmektedir. Bu bağlamda Hasan Ali Toptaş gibi kitapları pek çok dile çevrilen bir yazar “insanlık” yerine “insanoğlu” kelimesini kullanarak toplumsal cinsiyet kalıplarını yineleyerek tekrar oluşturma noktasında -hele ki kitabın hedef kitlesi düşünüldüğünde- dikkatsizliğinin kurbanı olmuştur.

Hasan Ali Toptaş “çocuk aklı”nın hikmet dolu bilincini bir gürgen dalına tercüme ediyor ve insanlığımıza onun gözüyle bakmamızı sağlıyor.
Ben Bir Gürgen Dalıyım; yemyeşil umutların, horgörülen ufukların, kaybedilen zamanların, bitmeyen zulüm çarklarının, ama asla sönmeyen bir inancın hikâyesi…

Herhâlde beni tuhaf bir kuşa benzetmişlerdi. Belki de onların gözünde, masallardan çıkıp gelmiştim ben, ne yapacağımı kestiremeden, köyün üstünde öylece, kendi hızımın içinde kaybolmuşçasına uçup duruyordum. Ola ki başka bir masala gidecektim ama, henüz o masal yaratılmamıştı. Bu yüzden, oralarda oyalanıp vakit geçiriyordum.

Hiç kuşkusuz, beni anlatacak olan masal söylenir söylenmez uçup gidecektim.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back To Top