BEREKETLİ TOPRAKLAR ÜZERİNDE  ROMAN ÖZETİ

thumbnail

Yazıda “Bereketli Topraklar Üzerinde Orhan Kemal  ”   romanı hakkında bilgiler, romanının özeti,  romanın konusu, ana fikri,  romanın kahramanları, romanın olay örgüsü,  romanın yazarı,  “Bereketli Topraklar Üzerinde Orhan Kemal  ” hakkında bilgiler “Bereketli Topraklar Üzerinde Orhan Kemal  “   romanın şahıs kadrosu  yazarın diğer romanları, “ Bereketli Topraklar Üzerinde Orhan Kemal  “   adlı eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar,  romanın anlatım tekniği, yazarın bakış açısı, romanın tekniği, romanın türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.

ROMANIN ANALİZİ ESER VE YAZAR HAKKINDA

Bereketli Topraklar Üzerinde adlı roman 1940 yılı kışında Bursa Cezaevi’ne nakledilen ve orada kitaplarını okuduğundan dolayı hapsi cezası aldığı Nazım Hikmetle tanıştıktan sonra Nazım Hikmet’in telkinleri ile romancılığa başlayan Orhan Kemal’in 1954 yılında yayımlanan beşinci romanıdır. [1]

Diğer romanlarında da olduğu gibi bu romanında da Çukurova ‘da pamuk tarlalarında çalışan ırgatların, işçilerin, köylülerin emek parası için ömürlerini heder eden insanlar ve köylülerin dramlarını anlatmıştır. Kısaca romandaki bereketli topraklar Çukurova’dır.

Çukurova‘ da yaşayan insanların,  yakın yörelerden buraya mevsimlik işiçi olarak gelen ırgatların, işçilerin köylülerin, toprak ağalarının toplumsal ve ekonomik yapısını dile getiren roman  pamuk tarlasında çalışan insanların hayatını yalın, abartısız bir gerçeklikle macera niteliği taşıyan olaylar içinde akıcı bir dille anlatmaktadır.  Karşılıklı konuşmalara bol bol yer vererek kısa cümlelerle ve gösterişsiz bir dille yazılan roman, para kazanmak umuduyla köyden ayrılıp şehre göç eden İflahsızın Yusuf, Köse Hasan ve Pehlivan Ali adlı üç arkadaşın başından geçenler anlatmaktadır. “Çukurova’daki sömürü düzeni, tarımda kapitalizme geçiş, kapalı köy ekonomisin yetersizleşmesi, nedeniyle köyden kente göç ve gurbetçilerin kentteki kötü yaşam koşulları, üzerinde durulan başlıca noktalardır.” (Moran 2009:47).[2]

Yazıldığı dönemde moda konular olan köy gerçekçiliği,  sosyal gerçekçilik anlayışını yansıtan bu roman konuyu ele almaktaki başarısı ile övülmüş ama biçim ve teknik yönlerden de kusurlu bulunmuştur.  “Biçim yönünden tam bir yetkinlikte olduğu ileri sürülemez”  şeklinde tenkide uğrayan roman İrfan Yalçın’a göre de :  “Biçimsel bir yeniliği, Türk romanına katkısı olabilecek estetik bir bütünlüğü yok (…) Konu çok dağınık (…) planı çok dağınık (…) Saptaması güçlü, tekniği güçsüz bir roman.” (Moran 2009 : 48) olarak değerlendirilmiştir. [3]

 Roman köyden kente göç olgusu, köy sorunu ve ırgatların ezilmişliği konusunu birlikte ele almış olması ile de dikkati çeker. Bu nedenle edebiyatımızda köyden kente göç sorununa değinen ilk romanlardan birisi olmaktadır.  Ayrıca ustalaşmış olanların, meslek bilenlerin, meslek sahibi olanların hayata tutunabildiğini ama mesleksiz ve cahil kalanların tamamen ezildiğini ortaya koyan kurgusu ve düşüncesi ile de eğitimli olmanın önemi vurgulayan bir özellik de taşır. “ …bu roman üç köylüden ikisinin niteliksiz yığınlardan farksız bir şekilde, onların ortak kaderini paylaşarak yenilgisini anlatırken, nitelikli iş sahibi olan, usta olan bireylerin, bu süreçte nasıl ayakta kaldıklarının da anlatımına dönüşür.” (Gültekin 2006: 127).[4]

 Romanda ekmek parası uğruna insanların verdikleri korkunç mücadeleyi, acımasız şartları  daha da kanatacak şekilde işlemiş olmakla da eleştirilmiş, yazarın bu yaşam koşulları abarttığı da düşünülmüş, , ezilen köylü işçi  mevzusundan halkı isyana teşvik edildiği kanısını çıkaranlar da olmuştur. “Bereketli Topraklar Üzerinde’de roman boyunca, roman kişilerinin bir dilim ekmek için nelere katlandıkları, nasıl alçaldıkları, ne sefaletler yaşadıkları; aç ve hasta insanların yokluk içindeki yaşantıları, kişisel menfaatler için nelerin ayaklar altına alındığı etkileyici bir üslupla anlatılır.” (Fikret Uslucan 2006: 117).[5]

Roman, yalın ve herkes tarafından anlaşılır sadelikte bir dile sahiptir. Konuşmalar önemli bir yer tutar. Cümleler kısa ve hareketli kurulmuştur.  Yazar bu romanını akıllara giren çıkan, herkesin aklını, zihnini kalbini niyetini okuyan, gelmişten geçmişten ve gelecekten haberdar ir anlatıcıya anlattırmıştır.  “Bereketli Topraklar Üzerinde romanı da Tanrısal bakış açısı ve anlatıcı ile kaleme alınmıştır. Anlatıcı, olay birimleri, kişiler dünyası, mekân ve zamana ait ayrıntıları izleksel kurguyla bütünleştirir.” (Eliuz 2009: 1149).[6]

Romanın Konusu

Bereketli Topraklar Üzerinde ’de Orta Anadolu köylerinden, geçim derdi sebebiyle Çukurova tarlalarına ve fabrikalarına çalışmaya giden İflahsızın Yusuf, Köse Hasan, Pehlivan Ali ve diğer insanların ve onların şahsında bu iş kollarında çalışan işçi ve ırgatların ekmek parası için verdikleri hayat savaşı ve yaşadıkları dramlardır.

Ana Fikir :

Geçimleri zor olan ailelerin geçimlerini sağlayabilmek için gösterilen çabalar kadın ve eğitimsizlik yüzünden boşa gitmiştir. Geri kalmış toplumlardaki  adaletsizlik gelir dengesizlikleri ve  eğitimsizliklerin yol açtığı buhranları aşmak isteyen köylülerin bireysel savaşları bu kısır döngü içinde yok olup gitmektedir. Bu çarkı bozabilmek için beden gücü değil akıl, eğitim ve sosyal adalet gereklidir.

KAHRAMANLARIN ÖZELLİKLERİ

Yusuf’un Kişiliği: Yusuf evlidir,Azimli,çalışkan bir kişiliğe sahiptir.Yusuf kendisine haksızlık yapılmasını hiç sevmez.Haksızlıklara dayanamaz.

Ali’nin Kişiliği:Ali köyden bir kızla sözlüdür.Çok temiz kalplidir.Fakat biraz çapkınlık vardır.Kötülük düşünmez,iyi şeylere hemen inanır.Kendine hayran bırakmaktan hoşlanan bi kişiliğe sahiptir.

Hasan’ın Kişiliği:Hasan evlidir.İyi kalplidir.Evini geçindirmek için uğraşır durur.Fakat her işte çalışamaz olan bir insandır.

ESA DA İLGİLİ YAZILAR

ROMANIN ÖZETİ  

Çukurova köyünde ki erkekler her yıl iş bölgesine dağılırlardı. Toprakları ve araçları olmadıkları için geçimleri bulacakları işe bağlıydı. Orta Anadolu’nun seksen evlik köylerinden Ç. Köyü’nün erkeklerinin yine o yıl da çalışmak için çeşitli bölgelere dağılmalarıyla başlar.

Bu köyde 3 arkadaş vardı. İflahsızın Yusuf, Köse Hasan, Pehlivan Ali. Bunlar birlikte iş bulmak için yola çıkarlar. Yusuf daha öncede bu şekilde çalıştığı için arkadaşlarından daha bilgilidir.

Hasan ve Ali ilk defa şehre çalışmaya gideceklerdi. Bu üç arkadaş trene binip sanayi iş bölgesine doğru yola çıkarlar. . Onlar orada hemşerisinin fabrikasında çalışmayı hayal ederler. Öyle ya hemşerisi kendi adamı dururken başkasını mı alacaktır? İstasyonda ve sonrasında trende tanıştıkları Veli ve Yunus ile aralarında ilgi çekici konuşmalar geçer. Veli, çok az görmüş gördüğüyle etrafına caka satmaya çalışan bir kişidir. Yine benzer noktaları olmasına rağmen Yunus’un Veli’den kalır tarafı biri dokuz diğeri üç ay olmak üzere makine eğitimi kursu almıştır. Yol boyunca anlata anlata bitiremedikleri hemşerilerinin kendilerini mektupla çalışmaya davet ettiklerini söylerler.  Arkadaşlarına iş fırsatı sunan bu üç genç Çukurova garına ulaştıklarında aslında bir mektup olmadığını itiraf ederler. Veli ve Yunus çok kısa sürede tanımış oldukları arkadaşlarından bir iş çıkmayacağını anlayınca oradan ayrılırlar.

Üç arkadaş fabrikanın yolunu tutarlar. Burada fabrikanın Arnavut kapıcısı –her zaman bunlar gibi iş için fabrika kapısını aşındıran kişilere aşina olduğundan- bu üç gence değil hemşerileriyle görüşmek fabrikanın kapısından bile almak istemez. Ertesi gün Yusuf ölümü göze alır ve de hemşerisinin otomobilinin önüne kendini atar. Hemşerisi olan fabrika sahibi onlara acır ve iş fırsatı sunar.  Bu fabrikanın sahibinin yardımıyla işe girerler ama  çırçır bölümündeki ırgatbaşının bir şartı vardır: haftalıklarından belli bir miktarın kendisine vereceklerdir. Üç genç çaresiz kabul eder. İflahsızın Yusuf, kirli koza bölümünde, Köse Hasan sulu kozada, Pehlivan Ali ise kırma makinesinin başında işlere başlamıştır.

Üç arkadaş ahırdan bozma bir  faizci ve uyanık Köse Topal’ın evinde kalmaktadır. Köse Topal ayağı yüzünden çalışamamakta ırgatların sırtından geçinmektedir. Köse Topal’ın hemşerisi Hidayet,  işsiz güçsüz  parasını hayat kadınlarıyla yiyen bir kişidir. Hidayet’in oğlu faizci Köse Topal’ın paralarına göz koymuştur. Köse Topal, paramı alacak diye Yusuf’tan korkmaktadır.

Hasan açık ve temiz havaya alışkın olduğundan pis havalı fabrikaya dayanamaz ve sıtma olur. Artık iyileşse bile işe alınamayacak durumdadır.  Irgatbaşı Köse Hasan’ın  yerine yeni bir adam almıştır. Köse Hasan ağrılar içinde kıvranırken Yusuf ile Ali, arkadaşları Hasan ile ilgilenecek zaman bulamaz, para kazanmak derdiyle Hasan’ı ihmal ederler.

   Fabrika da haksızlık vardı. Yusuf ve Ali haksızlığı sevmez ve dayanamaz duruma gelmişlerdir. Irgatbaşı, Yusuf ile Ali’nin beşer lirasına el koymuştur. Bu duruma katlanamayan iki arkadaş fabrikada dönen haksızlıkları  hemşerileri olan fabrika sahibine bildirmeyi göze almışlardır. Fabrikanın sahibi tanıdıkları olduğundan kendilerini koruyacağını düşünürler. Fabrika sahibi yerinde yoktur odacısı onları dinler ve bu durumu fabrika sahibine ileteceğini belirtir. Fakat odacı, ırgatbaşı Mâcir Durmuş ile görüşüp durumu anlatarak  parayı kendisiyle kırışması gerektiğini söyler. Odacı ile ırgatbaşı bu konuda anlaşmıştır. Yusuf ile Ali eve Laz bir taşeronun, inşaat için adam aradığını öğrenirler ama çalıştıkları fabrikanın sahibi olan hemşerilerine ayıp olmasın diye haklarını aramak uğruna gittikleri odacının durumu ağaya iletip iletmemelerine göre  işe gireceklerdir.

Bu arada arkadaşları Hasan oldukça hastadır öyle ki iyileşmek adına bir gripin ve bir bardak sıcak çay alamaz. Bu durumda devreye arkadaşları girer, Köse Topal’a arkadaşlarını iyileştirmesi için para verirler. Köse Hasan’ın iyileşeceği yoktur ve böğründeki sancı gittikçe artmaktadır.

Fabrikaya gittiklerinde gammazladıkları ırgatbaşı ve odacıdan dayak yiyen Yusuf ve Ali işten kovulmuşlar hemşerileri fabrika sahibi kötülere inanıp Yusuf ve Ali’yi işten çıkarmıştır.

İki arkadaş Köse Topal’a, Laz taşeronu –beyaz lengerliyi- nasıl bulacaklarını sorarlar ve soluğu Laz taşeronun yanında alıp  üç lira yevmiyeyle işe girerler.

Irgatbaşının tehditleri üzerine Köse Topal’ın evinden taşınmak arkadaşları Köse Hasan’a bu evde bırakmak zorunda kalmışlardır Hasan hasta ve sahipsiz kalmıştır. Hasan’ın hasta ve yalnız kaldığını gören Topal, onun aylık kirayı veremeyeceğinden emindir. Bu sırada Köse Topal’a yemek yaptıran işçilerin yemekleri başkasına sattığı Hidayet’in oğlu tarafından deşifre edilir. Hidayet’in oğlu Hasan’a acıyarak yardımcı olmaya başlar.

Pehlivan Ali köyünden bir kızla sözlenmiştir Sevdiği kız ile evlenmesi için para kazanması şarttır. Yusuf’un ise evinde gaz ocağı bile yoktu. Gaz ocağını alabilmesi için para kazanması gerekti. Bu yüzden iki köylü ırgatlığa gelmişlerdir.

Ali, Ömer Zorlu isimli bir işçinin yanında çalışmaya başlamıştır. Ömer Zorlu kumarbaz biridir.  Ömer Zorlu’nun karısı Fatma oldukça güzel, diri ve alımlıdır. Amele çavuşu Fatma’ya asılmaktadır. Şoförün güzel karısı Hayriye’ye  Fatma’dan daha yaşlı ve Fatma’yı  kıskanan bir kadındır. İnşaatta hemen herkes bu iki kadınla birlikte olmak istemektedir. Ali Fatma’ya âşık olmuş onu düşünmekten uyku uyuyamaz hale gelmişti.  Fatma’ ise paraya ihtiyacı olmuş kocasından alamadığı parayı Laz taşerondan almayı düşünmektedir. Ömer Zorlu, kumar oynamak için Pehlivan Ali’den borç almıştır. Ali bir gece şoför kulübesinden gelen ışığı takip ettiğinde şoförün karısının taşeron ile ilişkiye girdiğini görür ve durumu Yusuf’a anlatır. Yusuf  bu işlere bulaşma diye  uyarır ama artık Ali arkadaşı Yusuf’tan da kaçar olmuştur. Yusuf, kendi düşen ağlamaz diye arkadaşına müdahale edemez fakat  Ali’nin abayı Fatma’ya yakmasının getireceği felaketleri tahmin etmektedir.

Yusuf Ali’nin yanından ayrılıp Kılıç Usta’nın yanına taşınır. Kılıç Usta yavaş yavaş işi Yusuf’ öğretmiş ve artık onu da usta etmiştir.  Ali ise hem Ömer’e hem de Fatma’ya para yedirmeye başlar. Ali, Ömer ve Fatma’nın evinde yaşamakta, Fatma’ya sahip olmayı kollamaktadır.  Fatma da birkaç lira para koparmak için Laz taşeronla şoför kulübesinde ilişkiye girmiştir evine geldiğinde artık Ali’ye engel olamaz ve ilişkiye girerler. Ali bir şoförün sevgilisi Fatma’ya aşık olmuş  Fatma  Ali’yi baştan çıkarmış bütün kazancını yemeye başlamıştır. Ali artık bu kadın yüzünden çalışamaz olmuştur.

Taşeronla arası açılan Kılıç Usta işinden ayrılınca  yerine Yusuf geçer. Yusuf artık duvar ustası olmuştur. Yusuf’un yanına gelen Hidayet’in oğlu  arkadaşları Köse Hasan’ın öldüğünü, Köse Topal’ın da boğularak öldürüldüğünü haber verir.   Hidayet’in oğlu Yusuf’tan önce para istemiş para alamayınca ondan iş istemiştir. Fakat ne para ne de iş verilir. Hidayet’in oğlu Topal’ı öldürmekten yargılanmış ve Topal’ı paraları için öldüren birisidir.

   Çalışmadığı için Ali’yi işten çıkardılar. Ali, Fatma’yı alır kaçırır ve yeni bir iş bulurlar. Fatma  çiftlik işlerine bakar Ali ise ırgatlık eder. Hidayet’in oğlu Bilal bu yeni yerde Ali ile Fatma’nın evli olmadığı yayar. Nitekim doğrudur. Yeni geldikleri yerde Senem Bacı ile birlikte çalışan Fatma’ya Kâtip Bilal vurgundur ve onunla birlikte olmak ister, koz olarak da işinden etmeyle tehdit eder. Fatma kendisini devamlı çiftlikte koyacağının sözünü aldığı Bilal’e kendini teslim eder.

Aptal Kızı denilen bir Çingeneyi Ali’ye musallat eden bizzat Kâtip Bilal’dır. Ali, Aptal Kızının isteği doğrultusunda ilişkiye girer. Ali’nin patozda çalışılması istenir. Ali ısrarla Fatma’yı da götürmek ister fakat herkes orada Fatma’nın yapacağı türden işlerin olmadığına inandırmaya çalışır.  Ali Fatma’yı çiftlikte bırakıp kendi harmana çalışmaya gider. Patoza çaışmaya gelen Ali’nin aklı fikri Fatma’dadır. Fatma’nın çiftlikte nasıl bir halde olacağını tahmin etse bile bir türlü inanası gelmez. Ali’de bir an olsun aklından çıkmadığı Fatma’sının yanına gitme merakı başlar.Çukurova’ya iner ve  Fatma’yı görmek sevdasına kapılır.

 Irgatlar haftalıklarını almak umuduyla geldikleri Çukurova’da geceyi bir mezarlıkta geçirir. Burada Ali’nin iki mezar ötesindeki yerde de Fatma uyumaktadır. Fakat sıtma olan Fatma’nın farkına başka adamlar varır ve ona yardım ederler. Ardından Fatma bu tanımadığı adamlardan biriyle birlikte uzaklaşır.

Zeynel ve Halo Şardin işten çıkarıp Zeynel ve Halo Şardin yerine Ali ve Hidayet’in oğlunu işe sokar. Ali bu defa da  ırgatbaşının geneleve düşmüş kızına âşık olmuştur. Ali, artık Fatma’yı unutmuş  ustabaşının kızının derdine düşmüştür. Bu kızı  alıp köye götürecektir

Yusuf iyi bir duvar ustası olmuş, taşeron ile şoför yapının çimentosunu çaldıkları için inşaat sahibi Neşet Bey tarafından kovulmuştur. Fatma’nın kocası Ömer ise şoförün karısını alıp kaçmıştır.

Ali yine iş aramaya başladı. Zaman geçtikten sonra bir tanıdığı aracılığıyla çiftlikte iş bulur. Çiftliğin sahibi Ali’nin daha çok çalışması için gidip gelip iltifatlar yapar. Ali’de temiz kalpli olduğu için bu sözlere kanar ve daha çok kişinin işini tutardı. Çalışmaktan git gide zayıflar ama geceleri de çalışmaya başlamıştır. Ali yeni başladığı bu koltukçuluk işinde epey iyidir.  Fakat iş kazası olur. Ayaklarını makinenın ağzına kaptırır. Çalışanlar hiç yardım etmez ve Ali arabada kan kaybından ölür. Küçük ağa, arabası kirlenir korkusuyla buradan uzaklaşınca Ali kan kaybından ölür. Eş zamanlı olarak işten kovulan Zeynel ve Halo Şardin bir olup harmanı ateşe vermişlerdir.

   Yusuf bir miktar para kazanmıştı. Köyüne dönmek istiyordu. Arkadaşlarını kaybetmişti ama vasiyetlerini yerine getirmiş tarak, ayna, gaz ocağını almıştı. Yusuf çok iyi bir duvar ustası olmuştu. Çalıştığı yere kendini çok sevdirmişti, çalışkanlığıyla ve dürüstlüğüyle. Artık köye gitme vakti gelmiştir.

Köy yolunu tutar ölen arkadaşlarının yakınları Yusuf’u tek görünce ağlarlar.

Yana yakıla Hasan’ın ölümünü nasıl açıklayacağını düşünürken Mıstık tarafından Ali’nin de öldüğünü duyar ve ertesi gün köye gittiğinde her şeyi anlatır. Fakat ne Ali’nin anasından, ne de Hasan’ın karısı ve çocuğundan en ufak bir dövünme ve ağlama sesi çıkmaz.

   Yusuf artık elinde bir mesleği olduğundan mutludur. Fakat arkadaşlarını kaybettiği için üzgündür. Elinde bir işi olduğu için geleceğe güvenle bakmaktadır…

KAYNAKÇA


[2] MORAN, Berna (2009) Türk Romanına Eleştirel Bakış-2, İstanbul: İletişim Yayınlar
[3] MORAN, Berna (2009) Türk Romanına Eleştirel Bakış-2, İstanbul: İletişim Yayınlar
[4] http://www.edebiyatturkiye.com/edebiyat/edebiyat/dersnotlar/ozet/bereketli-topraklar-uzerinde-romaninin-incelenmesi-konu-oze)
[5] USLUCAN, Fikret (2006) “Orhan Kemal’in Bazı Romanlarında Bir Eleştiri Unsuru Olarak Din”, Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Volume 1/2 Fall 2006: 105-139.

[6] ELİUZ, Ülkü (2010) “Orhan Kemal Romanlarında Kadının Nesne Olarak Kullanımı”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, The Journal of International Social Research, Volume: 3 Issue: 13, Woman Studıes (Special Issue): 96-103

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back To Top