Çekiç Başlı Köpekbalığı Kafası Neden Çekiç Şeklinde?

thumbnail

Evrimin en tuhaf ürünlerinden birisi çekiç şeklinde kafaya sahip olan bir köpekbalığıdır. Yapılan çalışmalar, çekiç başlı köpekbalığının bu kafa yapısının hayvanın görüş ve avlanma becerisini arttırmak için bu şekilde evrimleştiğini gösteriyor.

Bir asrı aşkın bir süre boyunca bilim insanları çekiç başlı köpekbalıklarının bu tuhaf kafa yapısının görme becerisini arttırma yönünde bir adaptasyon olup olmadığı üzerine spekülasyonlarda bulundular. 1942 senesindeyse, bir köpekbalığı uzmanı olan Gordon Walls, çekiç başlı köpekbalıklarının bu kafa yapısının, sanılanın tam tersine hayvanın 3 boyutlu görme yetisini kısıtlandırdığını, hatta tamamen ortadan kaldırdığını ileri sürdü. Diğer birçok uzmansa tam tersini iddia ediyordu.

Nihayet bilim insanları bu tartışmaya son noktayı koymaya karar verdiler: Çekiç başlı köpekbalıkları, gerçekten de diğer köpekbalıklarına göre daha iyi 3 boyutlu görüşe sahiptir! Bu sayede mürekkep balığı gibi avları, gözleri birbirine daha yakın olan kuzenlerine göre çok daha rahat yakalar. Dahası, çekiç başlı köpekbalıkları da birçok diğer köpekbalığı türü gibi etraflarını düşey eksende 360 derece görebilirler; böylece vücutlarının altındaki avları bile tespit edebilirler.

Göz Doktoruna Giden Çekiç Başlı Köpekbalıkları

Florida Atlantik Üniversitesi’nden Michelle McComb ve ekip arkadaşları, üç ayrı çekiç başlı köpekbalığının (kanat kafalı, bone kafalı ve çukur kafalı çekiç başların) görüş alanlarını, çekiç başlı olmayan diğer iki köpekbalığı türü ile birlikte test ettiler.

Bunu yapmak için türlerin bireylerinin gözlerine elektrotlar yerleştirdiler ve gözlerinin arasından bir ışık huzmesi geçirdiler. Gözlerdeki sinirsel faaliyetlerin artık tespit edilemediği bölgeleri belirlediler. Bu sayede her iki gözün de örtüştüğü binoküler örtüşme bölgesi denen alanı tespit edebildiler. Bu bölge hayvanın 3 boyutlu görebildiği bölgedir. McComb şöyle diyor:

Şaşırtıcı olsa da, çekiç başlı köpekbalığı türlerinde bu örtüşme bölgesinin daha geniş olduğunu gördük. Kafası en geniş olan kanat başlı çekiç başlı köpekbalığının 48 derecelik 3 boyutlu görüşü vardı; diğerlerininki ise 10-32 derece arasında değişiyordu.

Gözler Hedefte!

New York’taki Stony Brooks Üniversitesi’ndeki Okyanus Koruma Bilimi Enstitüsü’nden Demian Chapman, bu adaptasyonun avlanma sırasındaki derinlik algısıyla ilişkili olduğunu söylüyor:

Bahamalar’da çekiç başlı köpekbalıklarının vatozları kovaladığına bizzat şahit oldum. Vatozlar hızlıdır ve çok hızlı dönebilirler; dolayısıyla eğer bir çekiç başlı köpekbalığı bunlardan birini avlayacaksa, gözlerini hedeften ayırmamalıdır.

Araştırmanın sonuçları, bazı biyologların da kanıt karşısında fikirlerini değiştirmelerine neden oldu. Bunlardan birisi, Miami’deki Bimini Biyolojik Alan İstasyonu’ndan köpekbalığı biyologu Samuel Gruber. Gruber, eskiden bu kafa yapısının aslen koku alma becerisini arttırmak için evrimleştiğini düşündüğünü söylüyor; çünkü bu yapı sayesinde elektrik alanları daha iyi tespit edebileceklerini düşünüyordu. Fakat ortaya konulan kanıtlardan sonra fikrini değiştirdiğini belirtiyor.

Neden Tüm Türlerde Evrimleşmedi?

Bu tarz konularda ilk akla gelen sorulardan birisi, eğer bu özellik bir türde avantajlıysa, neden tüm türlerde avantajlı olmadığı, dolayısıyla diğer türlerde de neden evrimleşmediğidir. Ancak evrimsel süreç bu kadar tekdüze ve sıradan değildir.

Bir özelliğin bir türde evrimleşebilmesi için tür içi genetik ve fiziksel çeşitliliğin yeterli altyapıya sahip olması gerekmektedir. Her türün her popülasyonunun gen ve özellik havuzu birbirinden farklıdır. Dolayısıyla bu genlerin çevrenin gereksinimleriyle etkileşimi karmakarışık bir ağ şeklindedir ve tamamen farklı sonuçların doğmasına neden olabilir. Bunu, kelebek etkisi olarak düşünebilirsiniz; fakat kelebek etkisinde olandan bile büyük başlangıç koşulu farklılıklarından söz etmekteyiz.

Dahası, türlerin üzerine etki eden seçilim baskıları tamamen farklı nitelikte olabilir. Örneğin bir türün av becerisini arttırma yönündeki seçilim baskısı, onların yüzgeç yapıları üzerinde daha büyük değişimler yaratırken, bir diğer türde görüş yetisini arttıracak çekiç baş yapısı gibi özellikleri pekiştirebilir, bir başka türde ise hidrodinamik yapıyı zenginleştirecek adaptasyonlar görülebilir. Dolayısıyla her türde birebir aynı seçilim baskılarını görmek mümkün değildir.

Buna benzer bir durumu, insanın zeka evriminde görmekteyiz. Her türün eşsiz bir evrimsel geçmişe sahip olduğu gerçeği, bizim zekamızın neden bu kadar gelişmişken, diğer yakın kuzenlerimizde bunun aynı şekilde yaşanmadığını açıklamaktadır.

Buna rağmen, benzer çevresel koşulların kimi zaman benzer sonuçlar doğurduğu da bir gerçektir. Örneğin yarasalar ve kuşlarda, uçamayan bir ortak atayı paylaşıyor olmalarına rağmen, hayatta kalmak için çok benzer kanat yapıları evrimleşmiştir. Benzer şekilde, denizel memeliler hiçbir yüzgece sahip olmayan karasal atalardan evrimleşmiş olmalarına rağmen, bu türlerde tıpkı balıklarınkine benzer yüzgeçler evrimleşmiştir. Benzer şartlar altında benzer evrimsel değişimlerin yaşanmasına yakınsak evrim demekteyiz ve buradaki yazımızda detaylarını ele almıştık.

Dolayısıyla, bir türün belli bir özelliğinin (veya özellik grubunun) neden evrimleştiği; ancak bunun diğer yakın türlerde neden evrimleşmediği sorgulandığında, türlerin evrimsel geçmişlerindeki farklılıklar mutlaka gözetilmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back To Top