GENÇLİĞİM EYVAH ROMAN ÖZETİ (TARIK BUĞRA)

thumbnail

1-KİTABIN KONUSU            :

Türkiye’deki anarşinin otopsisidir. Romanda, yalnız boşa giden gençliklerin hikâyesini değil, içine düşürüldüğümüz kaosun çarpıcı grafiğini de bulacaksınız. Yıllardan beri Türkiye’de bütün görevleri, ödevleri ve sorumlulukları, dolayısı ile de toplum hayatımızı paslandıran kalleş demagojileri sergilemektedir.

2-KİTAP ÖZETİ :

İlk başlarda kitabın sonundan başlıyor aslında kitap.Son sahne olarak sayılabilecek İhtiyar ve Delikanlı arasındaki tartışmayı göz önüne seriyor.Güliz’den sonra Sıdıka’yı da kaybetmek onu çileden çıkarmıştır.Delikanlı etrafında gösterdiği mertlik ve delikanlılık sayesinde gizli servise alınmıştır.İhtiyarın onu seçmesindeki sebep gençlik yıllarına çok benzemesi ve kendi yaptığı hataların onda bulunmamasıdır.Çünkü kendisinden sonra teşkilatın başına onu geçirmeyi planlamaktadır.Delikanlı bunu bilir ama daha sonraları teşkilata giren Güliz’le tanışır.Mesleğine göre ona aşık olmaması lazımdır ama duygularına yenilir.İtiyardan gizlerler ama günün birinde öğrenir.Daha sonra ayrılırlar.Delikanlı sonraları Sıdıka’ya aşık olur.Buna dayanamayan Güliz onu öldürür.Kitabın finalinde İhtiyar ve Delikanlının konuşmaları vardır.İhtiyar Delikanlıya baştan güli’ze aşık olmaması gerektiğini söyler.Ve en sonunda Delikanlı ‘merhumeyi nasıl bilirdinz?’ sorusunu güçlükle cevaplar.

3-KİTABIN ANA FİKRİ         :

Kitap bazı yaşanılan görev ve gerçeklerin nasıl kendi şahsi çıkarlarımız doğrultusunda kötüye kullanıldığının göstergesidir.

4-OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ    :

         Olaylar yaşanılan hikayeler olduğu için çok gerçekçidir.Yazarın özellikle Delikanlı ve İhtiyarı anlatması çok etkileyici olmuş.Güliz ve Sıdıka’nın anlatılmasıda çok profesyönelcedir.kişilerin tahlili , davranışlar ve yaşantıları çok güzel yansıtılmış.

5-ŞAHSİ GÖRÜŞLER           :

         Bana göre kitapta 1980 lılı ve devamında gelan yıllarda Türkiye’deki gerçek olan fakat insanların yoldan çıkınca görevlerini nasıl kötüye kullandıklarını anlatan çok güzel bir eser.Yasanan bir askıda konu edinmesi beni gerçekten çok etkiledi.

6-YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ  :

Tarık Buğra, 2 Eylül 1918 tarihinde Akşehir’de doğmuştur. Babası Erzurumlu Mehmet Nâzım Bey’dir. İlk ve ortaokulu Konya Akşehir’de okudu. Daha sonra İstanbul’da İstanbul Lisesi’nde yatılı kısmında okurken bu lisenin yatılı kısmının kapatılması üzerine kaydını Konya Lisesi’ne aldırdı. Ardından 1936’da Konya Lisesi ‘nden mezun oldu. Lise yıllarında Tarık Nazım takma ismiyle hikaye ve şiirler yazmaya başladı.

1936 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne girdi 2 yıl okuduktan sonra Hukuk Fakültesi’ne, oradan da Edebiyat Fakültesi’ne geçti. Mezuniyet tezini vermeden son sınıfta ayrıldı. Daha sonra Küçük Ağa adlı romanı okul tarafından mezuniyet tezi olarak kabul edildi ve Yeni Türk Edebiyatı Kürsüsü’nden mezun oldu. Askerlik hizmetinden sonra Şişli Terakki Lisesi’nde muallim muavini olarak işe başladı.

1948 yılında Cumhuriyet gazetesinin açtığı bir öykü yarışmasında ikincilik kazandı ve öykü yazarı olarak tanındı. Daha sonra Çınaraltı ve İstanbul dergilerinde hikâyeler yazmaya devam etti. Bu hikâyeler kronolojik bir sıra ile incelendiğinde ilk dikkati çeken şeyin, yazarın bir acemilik/çıraklık dönemi olmayışıdır. Hemen her yazarda takibedilen zaman içinde ustalaşma, Tarık Buğra’da görülmüyor. O, daha ilk hikâyesinde usta bir yazar olduğunu ortaya koymuştur. Hikâyelerinde daha çok yakın çevre, aile hayatı, sevda ilişkileri, küçük kasaba intibaları gibi ferdî ve dar rpar. Tarık Buğra olay değil, atmosfer hikâyecisidir.

Tarık Buğra, 26 Temmuz 1949 -28 Haziran 1952 tarihleri arasında Akşehir’de Nasrettin Hoca gazetesi’ni çıkardı. Milliyet gazetesi, Vatan, Yeni İstanbul gazetesi (1952- 1956), Yol Dergisi (1968) ve Tercüman gazetesinde (1970-1976) sanat sayfaları düzenledi, fıkralar yazdı, yazı işleri müdürlüğü yaptı. Hisar dergisi ve Türkiye gazetesinde de yazılar yazdı.

Devlet Tiyatroları’nda Edebi Kurul Başkanlığı’nda Edebi Kurul üyeliği yaptı.

Tarık Buğra, realizmin Türk romancılığındaki en usta yazarlarından birisidir. Tarık Buğra’da belli ve kalıplaşmış bir fikri ispatlama, yorumlama ve propogandasını yapma endişesi yoktur. O, romanı, roman olarak düşünür. Tarık Buğra’yı bugün ve gelecekte sarsılmaz yapan özellik onun bu tutumudur. Ona göre roman, hatta sanat “kâinatı ve insanları bir mizaca göre yeniden yaratmaktır.” Bu açıdan bakılınca Tarık Buğra, bir tahlil ustası olarak göze çarpar. Onun bazı romanlarında insan, bazılarında mesele ön plândadır, fakat ikisi de her zaman dengelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back To Top