KIRLANGIÇ ÇIĞLIĞI ÖZET

Ahmet Ümit, yeni romanıyla ilgili yaptığı ilk açıklamalarda, Suriyeli göçmenleri ve sorunlarını anlatacağını ve romanına ‘Kırlangıç Fırtınası’ adını vermeyi düşündüğünü söylemişti. Ümit önümüzdeki günlerde raflarda olacak kitabının adını Kırlangıç Çığlığı yaptı. Ümit romanıyla ilgili soruları yanıtlarken “Çocuk tacizcilerini öldüren bir seri katil mi daha tehlikeli yoksa dünya bu haldeyken ‘aman banane’ deyip kendi keyfine bakan insan mı daha tehlikelidir?” dedi.

SANAT GENETİK BİR MİRAS MI?

Teve2’de Armağan Çağlayan’ın sunduğu “Hepsi Bugün Oldu” programına katılan sanatın genetik bir miras olup olmadığı konusunda şunları söyledi: “Sanat yetenek ve yaratıcılık işidir. Annem bir terziydi ve hikaye anlatıcıydı. Kadın otururdu ve herkese masallar anlatırdı. 22 yaşına kadar farkına varmadım, ilk hikayemi o yaşta yazdım. Sonra düşününce anlıyorum ki bu genetik bir şey ve annemden geçmiş olabilir, yahut küçük bir çocuksunuz ve anneniz çocuklara bir şeyler anlatıyor. O da bir rol model olmuş olabilir.”

KIRLANGIÇ ÇIĞLIĞI’NIN KONUSU NEDİR?

Ümit, romanın Suriyeli göçmenlerle ilgili olacağını söyledi. Göçmenlerin başına gelenlerden, yaşadıkları dramlar ve acılardan etkilendiğini söyleyen Ümit, bu romanın bir seri katil romanı olacağını söyledi.

Ümit yeni romanıyla ilgili şunları söyledi: “Çocuk tacizcilerini öldüren bir seri katil mi daha tehlikeli yoksa dünya bu haldeyken ‘aman banane’ deyip kendi keyfine bakan insan mı daha tehlikelidir? İkisi de birbirininden kötü görünse de sıradan faşizm denilen şey tam olarak da seyirci kalmaktır. Ses çıkarmayarak ve var olan duruma razı gelerek kötülüğün büyümesine sebep olunuyor. Suriyelileri anlatan ilk roman olacak. Daha önce göçmenlerle ilgili yazılmış romanlar olsa da Suriyeli mültecilerin durumu gerçekten de oldukça yürek dağlıyor. Suriyeli göçmenler dolayısıyla kimi yurttaşlar işini kaybetti ve bu sebeple de ırkçılık yükselmeye başladı. Çaresizce ölümden kaçıp Türkiye’ye gelen insanlara tepki duyulmaya başlanıyor. Çözüm onlara tepki gösterilmesi değil, Suriye’deki savaşın bir an evvel sonlanması ve Suriyelilerin kendi vatanlarına dönmeleri.”

Arka Kapak Yazısı

Acıyı gördüm. Gözlerinin ortasında bir çiçek gibi büyüyen irisin önce ağır ağır büzülmesini, ardından çığlık gibi ansızın patlamasını gördüm. Titreyen dudaklar, bal mumuna dönüşen yüzleri, çöken yanakları, irileşen elmacık kemiklerini, birer mağara gibi derinleşen göz çukurlarını, kurumuş ağızların içinde pelteleşen dilleri gördüm.

Anladım ki benliğimizin farkına vardığımız an, acının pençesinde kıvrandığımız andır.

Çığlık değil, ürperiş değil, evet, nereden geldiğini bilmediğim o vahşi iniltiyi kalbimin derinliklerinde duydum. Soluksuz kaldım, boğazım kupkuru, alnım ateşler içinde, tuhaf bir hülyaya kapılmışım gibi sürüklendim o dipsiz boşlukta. Hayatın en karanlık sırrıyla yüzleştim.

Karanlığın her aşamasından geçtim, akan kanın sesini duydum, ölümün serinliğini damarlarımda hissettim.

Geçmişin kamburunu çoktan söküp attım sırtımdan.

İnsanın insanı öldürdüğü o ilk ânı gördüm, katilin zafer haykırışını, kurbanın korku çığlığını işittim.

Her an uyanmaya hazır o muhteşem dürtüyü bastırmak, insanlığın en masum haline, en saf doğasına dönmemek için yıllarca ihanet ettim kendime. Kendimle birlikte bütün dünyayı da kandırdım. Neredeyse başaracaktım ama bırakmadılar, benim adıma onlar öldürmeye başladılar.

İşte bu yüzden geri döndüm…

NASIL BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ?

Ahmet Ümit, insanlığa dair düşüncelerini de şöyle sıraladı: “İnsanın aslında kendiyle yüzleştiği bir dönemi yaşıyoruz. İnsanı olumlu olarak kullanırız. Bugün ‘insan ol’ dediğinde ben korkuyorum. Geçenlerde denk geldiğim bir belgeselde Mars’a yolculuğu anlatıyordu. Başka bir gezegene gidilecek ve bunu başaracağız. O zaman düşündüm, ‘Acaba bu iyi bir şey mi?’ Bizim türümüz kendisiyle bile başa çıkamazken uzaya, başka canlılara bu yıkıcı kültürle gitmek ne kadar iyi bilmiyorum. Şu haliyle insan olmak ne kadar gurur verici bir şey, bence çok tartışmalı.”

AHMET ÜMİT NASIL YAZIYOR?

Romanlarını nasıl oluşturduğu ve çalışma yöntemiyle ilgiliyse şunları söyledi: “Yazmak beni çok mutlu ediyor. Önce konuyu saptıyorum, sonra o konu üzerine derin bir araştırma süreci başlıyor. Örneğin yazdığım roman tarih üzerineyse buna dair araştırma yapıyorum. Son romanım Elveda Güzel Vatanım için ilgili coğrafyalara gidip bir iki yıl kadar araştırma yapıyorum. Konuyla ilgili hem okumalar yapıyorum, hem de bilim insanlarıyla görüşüyorum.”
Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)

Acıyı gördüm. Gözlerinin ortasında bir çiçek gibi büyüyen irisin önce ağır ağır büzülmesini, ardından çığlık gibi ansızın patlamasını gördüm. Titreyen dudaklar, bal mumuna dönüşen yüzleri, çöken yanakları, irileşen elmacık kemiklerini, birer mağara gibi derinleşen göz çukurlarını, kurumuş ağızların içinde pelteleşen dilleri gördüm.

Anladım ki benliğimizin farkına vardığımız an, acının pençesinde kıvrandığımız andır.

Çığlık değil, ürperiş değil, evet, nereden geldiğini bilmediğim o vahşi iniltiyi kalbimin derinliklerinde duydum. Soluksuz kaldım, boğazım kupkuru, alnım ateşler içinde, tuhaf bir hülyaya kapılmışım gibi sürüklendim o dipsiz boşlukta. Hayatın en karanlık sırrıyla yüzleştim.

Karanlığın her aşamasından geçtim, akan kanın sesini duydum, ölümün serinliğini damarlarımda hissettim.

Geçmişin kamburunu çoktan söküp attım sırtımdan.

İnsanın insanı öldürdüğü o ilk ânı gördüm, katilin zafer haykırışını, kurbanın korku çığlığını işittim.

Her an uyanmaya hazır o muhteşem dürtüyü bastırmak, insanlığın en masum haline, en saf doğasına dönmemek için yıllarca ihanet ettim kendime. Kendimle birlikte bütün dünyayı da kandırdım. Neredeyse başaracaktım ama bırakmadılar, benim adıma onlar öldürmeye başladılar.

İşte bu yüzden geri döndüm…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back To Top