Seyahatname – Evliya Çelebi Kitap Özet

thumbnail

Yazıda “Evliya Çelebi Seyahatnamesi ”    hakkında bilgiler, özeti,  konusu, yazarı, “Evliya Çelebi  Seyahatnâmesi  ” hakkında bilgiler “Evliya Çelebi Seyahatnamesi “ eserden alıntılar yer alır.  Eser hakkında yorumlar, eserin  anlatım tekniği,  bakış açısı, türü, çevrildiği diller, eserin basım yılı, basım hikâyesi, yazar ve eseri arasındaki, eserle yazarın biyografisi arasındaki alakalar incelenmiştir.

EserEvliya Çelebi  tarafından 17. yüzyılda yazılmış; Türk ve  dünya edebiyatının seyahatname türündeki en önemli eserleri arasındadır. Eser, yalnızca o dönem Osmanlı toplumunun kültürünü değil,  birçok farklı milletin kültürel birikimini ve kültür varlığı ile ilgili değerli bilgiler içermekte olduğundan  UNESCO 2011 yılını “ Evliya Çelebi’yi Anma Yılı”  ilan etmiş,  Haziran 2013 te ise eserini UNESCO Dünya Belleği Listesine de dahil etmiş[1] , Evliya Çelebi “ İnsanlık  Tarihine yön veren yirmi kişiden biri “kabul edilmiştir. [2]

Evliya Çelebi  kırk yılı aşkın süreyle Osmanlı topraklarını gezmiş  ve gördüklerini Seyahatnâme adlı eserinde toplamıştır. Asıl adı Derviş Mehmed Zillî olan Evliya Çelebi,  I. Süleyman’dan I. Ahmed’e kadar ki padişahların kuyumcubaşısı olduğundan da faydalanarak  üstelik vezirlik yapan dayısı Melek Ahmed Paşa sayesinde padişahlarla  veya Melek Ahmet Paşa ile beraber birçok seferlere katılmış; bu seferler sırasında gördüğü yerler hakkında çok farklı bilgiler derleyerek  eserini meydana getirmiştir.

Eser MEB tarafından  okurlar ve öğrencilere tavsiye edilmiş Yüz Temel Eser arasındadır.

İLGİLİ LİNKLER

Evliya Çelebi Hayatı Seyehatnamesi ve Özellikleri

Evliya Çelebi Seyahatnamesinden Seçmeler

Evliya Çelebi Seyahatnamesi

EVLİYA ÇELEBİ’NİN GEZİLERİ

Saraydakilerden ve babasından duymuş olduğu seyahatlerle ilgili sohbetlerden dolayı seyyah olma arzusuna kapıldığı anlaşılan Evliya Çelebi’nin gezginliği 1630 yılında başlar. Bu gezilerinde  Anadolu, Rumeli, Suriye, Irak, Mısır, Girit, Hicaz, Ukrayna, Romanya, Slovakya, Transilvanya, Moldovya, Avusturya, Macaristan,  Polonya, Almanya, Hollanda, Bosna-Hersek, Dalmaçya, Güney Rusya, Kırım, Kafkasya, İran. Mısır, Habeşistan ve Sudan’a kadar gitmiştir. [3]

Gezginliğe başlamasını gördüğü bir rüyaya bağlayan Evliya  Çelebi, gördüğü rüyayı şöyle anlatır:  “Rüyasında İstanbul’da Yemiş İskelesi civarında Ahi Çelebi Camii’ndedir. Orada muazzam bir cemaat vardır. Dikkat eder, İslam peygamberi Muhammed’i baş tarafta görür. Dört sadık halifesi ve diğer ashabı da hep oradadır. Muhammed’in yanına gidip ondan şefaat dilemek arzusundadır. Ama bir türlü cesaret edip de gidemez. En sonunda bir cesaretle gidip “Şefaat ya Resulallah” diyeceğine, “Seyahat ya Resulallah” der. Böylece, 70 yaşına kadar sürecek ve çeşitli tehlike, sıkıntı ve hadiseler geçirmesine rağmen vazgeçmeyeceği seyahati başlamış olur.[4]

Evliya Çelebi bu rüya üzerine 1635 te, önce İstanbul’u dolaşmaya, başlamıştır. İstanbul’un semtlerini meclislerini kahvehane ve meyhanelerini gezip görmüş anlatmıştır. 1640 larda İstanbul dışına ilk seyahatini Bursa’ya yapar. İzinsiz çıktığı bu geziden sonra babası ona seyahat etmesi için izin de vermiş yalnız gezip gördüğü yerleri kaleme almasını da şart koşmuştur. Böylece Evliya Çelebi’nin eseri oluşamaya başlayacaktır. Kütahya, Bursa, İzmit ve Manisa’yı gezmiş, daha sonra Ketenci Ömer Paşa’nın tayini ile Trabzon’u gezmiş oradan da Anapa’ya ve Azak kalesine kadar gitmiştir. Bu yerler hakkında detaylı bilgiler vermiştir. Serdar Hüseyin Paşa komutasında Kırım Seferine katılmış, Bahadır Han’ın misafiri olmuş, Azak Kalesinin fethine şahit olduktan sonra İstanbul’a dönmüştür. [5] İstanbul’a dönerken gemileri batma tehlikesi geçirmiş ve nedense gezisine dört yıl ara vermiştir.
1645 te Hanya’nın alınmasıyla sonuçlanan savaşta, Yusuf Paşa’nın yanında görevli bulunmuş, Girit seferine katılmış ve oraları da gezmiş, daha sonra Hanya’nın fethine şahit olmuştur. Yakınlık kurduğu kimi devlet büyükleriyle uzak yolculuklara çıkmış savaşlara, mektup götürüp getirme göreviyle, ulak olarak katılmış görüp işittiklerini kaleme alarak eserini oluşturmuştur.[6]

1646 da Erzurum Beylerbeyi Defterdarzade Mehmed Paşa’nın müezzini ve muhasibi olmuş. Defterdarzade Mehmed Paşa’nın Erzurum Beylerbeyi olması ile Beylerbeyi’nin Şuşik seferine katılmış, Tebriz’e dönen Safevi Elçisine refakat etmiş,  Doğu illerini, Azerbaycan’ın, Gürcistan’ın kimi bölgelerini gezmiştir. Bir ara Revan Hanı’na mektup götürüp getirmekle görevlendirildi.  bu sebeple Gümüşhane, Tortum yörelerini dolaşmış, Kars’ a da gitmiş, Gönye’nin fethi ile Gürcistan seferine katılmıştır. Bu görevleri sırasında Karahaydaroğlu ve Mehmet KATIRCIOĞLU gibi Celali reisleri ile de tanışmıştır. 1648 te İstanbul’a dönerek Melek Ahmet Paşa ile Şam’a gitti, üç yıl bölgeyi gezdi.[7]

Melek Ahmet Paşa’nın sadrazam olması dolayısıyla bahtı iyice açılmış,  İstanbul’a gelmiş Sadrazama yardımcı olarak devrin ileri gelenleri hakkında, rüşvet alanlar, isyan çıkaranlar, görevini kötüye kullananlar hakkında raporlar sunmuş, olayların iç yüzünü korkusuzca dile getirmiştir.

Melek Ahmet Paşanın esnaf ayaklanması ile görevinden azledilip Özi beylerbeyi atanmasının ardından Evliya Çelebi onunla beraber Özi’ye gitmiş, 1651 den sonra Rumeli’yi dolaşmaya ve yeniden seyahate başlamıştır.  Ruscuk, Silistre ,Babadağı’nı görmüş, köy ve kasabaların tahrir defterlerini tutmuştur. Melek Ahmet Paşanın, Rumeli beylerbeyliği sırasında Rumeliyi dolaşan Evliya Çelebi, Paşa’nın azli üzerine İstanbul’a gelir. 1653. Uzun süre burada kaldıktan sonra İpşir Paşa’nın bir mektubunu Konya ya götürmek üzere görevlendirilir. Melek Ahmet Paşanın Van Beylerbeyliğine atanması üzerine bu defa Evliya Çelebi Van’a giderek Doğu Anadolu’yu dolaşır. Melek Ahmet Paşanın tekrar Özi’ye atanması üzerine yeniden oraya gitmiş Rakozi’ye yapılan sefere katılmış,  Kırım ‘da Gazi Giray Han’ın yanında misafir olmuştur.

1657 yılında İstanbul’a dönmüş, Bursa Çanakkale ve Gelibolu’yu dolaşmıştır. 1659 yılında Bogdan Voyvadasını ülkesine götürmüş, Ali Paşa’nın Varad seferine katılmış, Bosna’yı gezmiştir. Melek Ahmet Paşanın Bosna Beylerbeyi olması üzerine Bosna’ya gitmiş Bosna eyaletini dolaşmış,  Rumeli BNeylerbeyi Ahmet Paşa ile Sofya’ya gitmiş ve bir süre orada kalmıştır. Erdel seferine de katılmış, Kırım Askerleri ile Erdel’i karış karış dolaşmış,  Belgrad’a döndükten sonra Arnavutluk’a mal tahsilatı ile görevlendirilmiştir.

1667–1670 arasında Avusturya, Arnavutluk, Teselya, Kandiye, Gümülcine, Selanik yörelerini gezmiştir.

Evliya Çelebi’nin gezi süresi 50 yılı kapsar. Eserini tamamlayamadan ölmüştür. Çünkü seyahatnamesinin son cilti eksik kalmıştır.

“Evliyâ Çelebi’nin Seyahatnamesi Osmanlı kaynaklarının en zengini olup, Osmanlı Cihan Devleti’nin aynasıdır. XV. Yy.ın gerçek bir tarih ve coğrafya ansiklopedisi niteliğindedir.” [8]

Evliya Çelebi’nin kayıp haritası Suudi Arabistan’da bulunmuş, Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü Profesörü Zekeriya Kurşun ve ekibinin gün yüzüne çıkarttığı kayıp haritada Çelebi’nin Dicle-Fırat arası bölgeyi ve Yukarı Mezopotamya’yı çizdiği belirtilmiştir. [9]Gezmek için gittiği son yer Mısır olmuş 1682 yılından sonra vefat etti.

 NÜSHALARI VE BASKILARI

Eserin bilim dünyasına tanıtımı ilk kez  1814 yılında tarihçi Hammer   tarafından gerçekleştirilmiş, eserin fark edilmesinden sonra  birçok yerli ve yabancı yabancı bilim adamı  Evliya Çelebi ve eseri hakkında araştırmalar yapmaya başlamıştır.   Orijinali pek çok kütüphane de on defterden oluşan yazma nüshalar halinde bulunan  eseri birçok kez baskı görmüş ve pek çok yabancı dile de çevrilmiştir.

Evliya Çelebi Seyâhatnâme’nin ilk matbu baskısı   1848 de Kahire Bulak Matbaasında Müntehâbât-ı Evliya Çelebi adıyla yayımlanır.  İkinci baskı ise İkdam Gazetesi sahibi Ahmed Cevdet Bey ile Necib Asım Bey tarafından  Pertev Paşa Kütüphanesindeki nüshası  esas alarak 1896 senesinde İstanbul’da basılmaya başlanmıştır. Eserin ikinci ve İstanbul’daki baskısı 1902 senesine kadar ancak ilk altı cildi yayımlanacak şekilde basılabilinmiştir.  On cilt veya defterden oluşan eserin ilk altı cildi yayınlandıktan sonra Yedinci ve sekizinci ciltleri 1928 de basılabilir.  Dokuz ve onuncu ciltleri ise 1935-1938 de Türk Tarih Encümeni yeni harflerle Türkiye Cumhuriyeti Maarif Vekâleti tarafından yayımlanır.  Eserin Latin alfabesi ile yayımlanmasından sonra pek çok kez baskısı yapılmış,  eser 1960 lı yıllardan sonra On cilt halinde  ve Tam Metin  olarak da birçok yayıncı tarafından yayınlamaya başlanmıştır. 1996 yılından itibaren Orhan Şaik Gökyay’ın izinden gidilerek  eserin sadeleştirilmesi  ve günümüz diline çevrilmesi işlemine başlanmış, birçok bilim adamının katıldığı   bir ekip tarafından hazırlanan Evliyâ Çelebi Seyahatnamesinin transkripsiyon (çeviriyazı) yayını 2007 yılında tamamlanmıştır.

SEYAHATNAMESİNİN CİLTLERİ

Seyahatine dair bıraktığı 10 ciltlik Seyahatname’nin konuları şu şekildedir:

1. Cilt: İstanbul ve civarı

2. Cilt: Bursa ve civarı. Nisan 1640 ta yaptığı Amasya, Ünye, Batum, Trabzon, Samsun, Kafkasya, Girit seferi, 1645 te Erzurum, Azerbaycan ve Gürcistan.

3. Cilt: Şam – Suriye, Filistin – Urmiye, Sivas, El-Cezire, Ermenistan, Rumeli, (Bulgaristan ve Dobruca)

4. Cilt: Van, Tebriz, Bağdat, Basra Mardin seyahati.

5. Cilt: Van ve Basra seyahatinin sonu, Oçakov seyahati, Rakoçi’ye karşı sefer, Rusya seferi, Anadolu asilerine karşı hareket, Çanakkale yolu ile Bursa’ya avdet, Boğdan’a gidiş, Transilvanya seyahati, Bosna’ya gidiş, Dalmaçya seferi, Sofya’ya avdet.

6. Cilt: Transilvanya seferi, Arnavutluk’a gidiş, İstanbul’a avdet. Macar seferi, Uyvar’ın muhasarası, müellifin 40.000 Tatarla, Avusturya, Almanya, Flemenk’e ve Baltık Denizi’ne kadar gitmesi. Uyvar’ın zaptı, Belgrad’a avdet. Hersek’e gönderilmesi, Ragusa seyahati, Karadağ seferi, Kanije seferi ve Kanizsa-Hırvat memleketi.

7. Cilt: Avusturya, Kırım, Dağıstan, Deşt-i Kıpçak, Esterhan.

8. Cilt: Kırım, Girit, Selanik, Rumeli.

9. Cilt: Kütahya, Afyon, Manisa, İzmir, Sakız Adası, Kuşadası, Aydın, Amasya, Tire, Denizli, Muğla, Bodrum, Ege adaları, Isparta, Antalya, Alanya, Karaman, Silifke, Tarsus, Adana, Maraş, Antep, Kilis, Urfa, Rakka, Halep, Lazkiye, Şam, Beyrut, Sayda, Safed, Nablus, Kudüs, Medine, Mekke ve civar yerlerin seyahatleri bulunmaktadır.

10. Cilt: Mısır ve Sudan.

Gezdiği yerlerin giyim, kuşam, adet, yeme içme alışkanlıkları, ekonomisi, coğrafi durumu, dili, gelenek ve görenekleri hakkında ilginç bilgiler vermiştir.  Gördüklerini ve gözlemlerini tarih ve yer belirterek yazmış, her gittiği yerin camileri, okulları, medreseleri, yapıları, kaleleri, vb hakkında detaylı bilgiler sunmuştur. Fakat zaman zaman verdiği bilgiler abartılı veya inandırıcı olmaktan da uzak kalmıştır.  Seyahatnâme gezmiş olduğu memleketler hakkında oldukça önemli bilgiler içermektedir. Günümüzde unutulan Ankara civarında tiftik keçisi yünündün sof elde edilişi, Mudurnu’da iğne yapımcılığı gibi yörelere özgü ekonomik faaliyetler hakkında bilgiler aktarmıştır.

ESERDEN ALINTILAR

Der-beyân-ı kemâl-i cerâhat-ı üstâdân

Bu mecrûh kefere ne ölür ne ilâç pezîr olur. Âhır-ı kâr kral eydir: “Benim ecdâdlarımın dâr-ı şifâlarında bu kadar vazîfe-i mu’ayyene yer cerrâh-ı kâmiller ve fassâd-ı âmiller var. Elbette benim bu akrabâma bir dâ-i devâ etsinler, yohsa cümlesini kat-ı erzâk ederim”, dedikte İstifani deyrinin cerrâhbaşısı ilac edecek olduğun hakîr istimâ’ edüp cerrâhbaşıy varup hüsn-i ülfet etdikte ol ân mecrûh kefereyi getirüp bir çârpâlı serîr-i harîr üzre darîr-misâl a’mâ gibi yatırdılar, ammâ başı Adana kabağı gibi cümle şişmiş. Hemân hekîmbaşı cümle kefereleri taşra kovup bir hüddâmı ve Hakîr ile bir ıssı câmlı odada kalup hemân mecrûha bir Filcân za’ferân gibi bir su içirüp kefere kendüden geçüp mest-i medhûş olunca oda içre bir mankal âteş Yakup bir köşede kodu ve hemân ol ân mecrûhun vücûdun hekîmin hüddâmı kucağına alup cerrâh mecrûhun başına kelle-pûş Kenârı olan yerin etrâfına bir dizge bağı gibi bir tasma kayış bağlayup bir keskin usturayı eline alup herîf-i mecrûhun önüne cerrâhbaşı oturup herîfin alnının derisin iki kulaklarına varınca başının derisin çizüp sağ kulağı yanından deriyi sehel yüzüp kafâ kemiği bembeyâz nümâyân olup zerre kadar bir katre kan akıtmadı. Hemân cerrâh mecrûhun kulağından ileri şakak ta’bîr etdikleri yerden kafânın en yerinden kafâyı sehel delüp bir demir mengane sokup menganenin burmasın burdukça herîfin kellesi tâ şu derisi çizilen yerden kelle-pûş kadar kafâsı kalkmağa başlayup herîf-i mecrûh sehel hareket etdi. Andan yine menganeyi burdukça herîfin kellesi kabağı bi-emrillâhi te’âlâ kellenin diş diş kined yerlerinden açılup kelle içinde beyni enseden tarafa nümâyân olup kellenin içi kulaklar mâbeynine dek sulu kan ve sümük gibi ba’zı ahlât ile memlû olup beyni yanında tüfeng kurşumu kâğızıyle durur. Meğer beş dirhem çakmaklı tüfeng kurşumu imiş, beyninin zarı yanında durup kırmızı kan ile mülemma’ olup durur. Hemân üstâd-ı kâmil cerrâh hakîre eydir: [10]

DEŞTİ KIPÇAK

Hattâ efvâh-ı nâsda darb-ı meseldir kim bir dervişe “Kanden gelirsin?”, derler? “Berf rahmetinden gelirim”, der. Ol ne diyârdır, derler; sovukdan “Ere zulüm” olan Erzurûm’dur, der. “Anda yaz olduğuna râst geldin mi”, derler? Derviş eydür: “Vallahi on bir ay yigirmi tokuz gün sâkin oldum, cümle halkı yaz gelir derler, ammâ görmedim”, der. Hatta bir kerre bir kedi bir damdan bir dama pertâb ederken mu‘allakda donup kalır. Sekiz aydan Nevrûz-ı Harzemşâhî geldikde mezkûr kedinin donu çözü- lüp mırnav deyüp yere düşer. Meşhûr latîfe-i darb-ı meseldir. Ammâ hakîkatü’l-hâl bir âdemin eli yaş iken bir demir pâresine yapışsa derhâl müncemid olup elinden demir ve demirden eli kopmak ihtimali yokdur. Âhenden eli bin âh-ı serd ile halâs ederse eli ayasının sehl derisi âhiyle âhende kalır. Bu şiddet-i şitâyı diyâr-ı Azak’da ve Deşt-i Kıpçak’da erba‘în ve zemherîr geçirdik, böyle keskin kış görmedik. 2. Kitap  [11]

Viyana da Beyin Ameliyatı

Kefereyi (kâfiri) dört ayaklı ipekli bir sedir üzerine yatırdılar. Başı Adana kabağı, burnu Mora patlıcanı gibi şişmişti. Hekimbaşı cümle kefereleri dışarı koğup mecruha (yaralıya) hemen safran gibi bir su içirip onu kendinden geçirdi. Hizmetkarı mecruhu kucağına alınca hekim adamın başının takke kenarı yerin etrafına tasma-kayış bağladı. Bir keskin ustura alıp, herifin alnının derisini iki kulaklarına kadar çizip sağ kulağı yanından deriyi biraz yüzünce kafa kemiği bembeyaz göründü.

Cerrah hemen şakaktaki ek yerinden kafayı delip bir demir mengene sokup burmaya başladı. O burdukça herifin kellesinin kapağı takke gibi kalkmaya başladı. Allah’ın emriyle kelle diş diş kenet yerlerinden açıldı. İçinde beyninin enseden tarafı göründü. Kellenin içi kulaklara kadar sulu kan ve sümük gibi bazı karışık şeylerle dolu olup beynin yanında kurşun dururdu. Meğer bu beş dirhem çakmaklı tüfek kurşunu imiş. Beynin zarı yanında kırmızı kana bulanmış durur. Hemen üstad cerrah hakire (bana), “Gör bak âdemoğlunun bir ekmek parçası için girdiği hali” dediğinde hakir dahi ileri varıp ağzıma ve burnuma mendili koyup mecruhun kellesinin içine nazar ettim. Garip insanın beyni kafa içinde güya tavuk yumurtasından yavrusu henüz çıkmış kuş gibi büzülmüş durur… Ama üzerinde bir kalın deriden zarfı yani zarı var. Cerrahbaşı ağzıma mendil koyup kafa içine baktığımdan dolayı bana, “Niçin ağzını ve burnunu kapayıp bakarsın” dedikte, hakir, “Belki bakarken aksırırım, öksürürüm. Herifin kellesinin içine rüzgâr girmesin diye kapadım” dedim. Cerrah, “Aferin. Sen bu ilimle meşgul olsan kâmil üstad cerrah olurdun” deyip aceleyle mecruh herifin beyni yanındaki kurşunu alıp sarı sünger gibi bir şeyle kurşunun durduğu yerdeki kanları, cerahatleri sildi, şarapla temizledi. Aceleyle kafayı yerine koydu, sonra tepesinden ve çenesi altından kayışlarla bağladı. O dakika hizmetkârı meydana bir kutu getirdi. Kutunun içinde iri karıncalar vardı… Bunlardan birini demir çifteyle (cımbız) alıp herifin kafa derisinin kesilen yerine yaklaştırınca aç karınca bir yerden iki deriyi birden ısırdı. O an cerrah karıncayı belinden makasla kesti ve karıncanın başı iki deri kenarını ısırakaldı… Öyle öyle ekleyip bir kulaktan bir kulağa seksen karıncayı ısırtıp kesti. Sonra yarayı merhemledi. Bu hakir, yedi gün gelip gidip adamı seyreyledim. Sekizinci günde herif iyileşip biraz hareket etmeye başladı. On beşinci gün kralın huzuruna götürdüler.[12]

kaynakça 


[1] Evliya Çelebi Seyahatnamesi UNESCO Dünya Belleğinde, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü web sitesi, Erişim tarihi:08.02.2014
[2] bkz Ülkü Çelik Şavk , Evliya Çelebi, http://www.turkiyat.hacettepe.edu.tr/Evliya_Celebi.pdf)
[3] bkz Ülkü Çelik Şavk , Evliya Çelebi, http://www.turkiyat.hacettepe.edu.tr/Evliya_Celebi.pdf)
[5] Mücteba İlgürel, TDV İA, C. 11, shf, 529-532- İSTANBUL, 1985
[8] Dr. Sami BAYBAL, EVLİYÂ ÇELEB SEYAHATNÂMESİ’NDE ANADOLU’DA YAŞAYAN GAYRİMÜSLİMLERİN DURUMLARI,.eskieserler.com/dosyalar, son erişim- 21-11-2012
[9]  http://haber.tr.msn.com/ntv/haber.aspx?cp-documentid=160077598
[10]  Ülkü Çelik Şavk , Evliya Çelebi, http://www.turkiyat.hacettepe.edu.tr/Evliya_Celebi.pdf)
[11]  Ülkü Çelik Şavk , Evliya Çelebi, http://www.turkiyat.hacettepe.edu.tr/Evliya_Celebi.pdf)

[12]  Ülkü Çelik Şavk , Evliya Çelebi, http://www.turkiyat.hacettepe.edu.tr/Evliya_Celebi.pdf)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back To Top